Arrival – Geliş Film İncelemesi

0
156
Puanım
Bilim-kurgu filimleri bol aksiyonlu, vurmalı-kaçmalı, ışık oyunlarıylarıyla dolu bir dünya mı olmalı? Peki filmin bir başı yada sonu olmalı mı? Gereksiz mi sorguluyorum?
Arrival yani Geliş filmi bizden birçok şeyi sorgulamamızı istiyor. Başta düşüncelerimizi…

Arrival – Geliş filmi , Denis Villeneuve tarafından yönetilen 116 dakikalık bilim-kurgu/dram türü film. Ted Chiang’in “Story of Your Life” adlı kısa hikayesinden esinlenip Eric Heisserer tarafından senaryolaştırılan film, 2017’de bilim-kurgu dalında bence son yılların en başarılı girişini yapıyor.

Kısaca filmin konusundan bahsetmek gerekirse; film ordu dilbilimcisi Dr. Louise Banks’in hikayesini anlatıyor. Birden çok uzay gemisi dünyaya iniş yapınca dünya adeta sarsılır. Amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlar. Uzaylılarla iletişim kurması için ordu dilbilimcisi Dr. Louise Banks çağrılır. Doktora yardımcı olması için de fizikçi Ian Donnelly seçilir. İkilinin artık en önemli görevi uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğunu belirleyebilmektir. Bu süreçte bir diğer zorluk da ordunun ısrarcı bir şekilde saldırı yanlısı olması olacaktır…

Kırılmış kahve çekirdeğine benzemiyor mu ?

Öncelikle uzay gemilerinden bahsetmek istiyorum. Pek çoğumuz filmi izlemeden önce oyuncuları, yönetmeni ve posteri inceleyip öyle izlemeye karar veriyoruz. Tıpkı kitap seçiminde olduğu gibi. Bu, son yıllarda yanıltıcı olmaya başlasa da şuan konumuz olmadığından kitap konusunu es geçmek istiyorum. Görselliğin ön planda olması, ilgi çekmesi film öncesi merak kat sayısını artırıyor. Arrival film posterini incelediğimizde ise en dikkat çekici şeyin uzay araçları olduğunu görüyoruz. Klasikleşmiş yassı ufolar ya da Yıldız Savaşları’ndaki gibi insanlıktan pay almış tasarımlardan çok daha farklı. İlk bakışta bir dilim portakal, mandalina ya da bir muz yapısına benzese de, havada asılı duran, siyah, pürüzsüz, oval uzay gemileri filmde de izleyeceğimiz şekilde taşımsı bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz.  Açıkçası iyi bir bilim-kurgu izleyicisi olarak bu tür özgün tasarımları özlemiştik ve ben gerçekten çok beğendim. Kim bilir belki bir gün bende… şaka şaka..

Bu tasarım 15 Eunomia adlı bir göktaşından esinlenilmiş. Göktaşına Yunan mitolojisinde Zeus ve Themis’in üç kızından biri olan Eunomia’nın ismi verilmiş. Doğada düzeni simgeleyen anlamında; filmin ana fikri burada bile vurgulanmış. Filmi harika yapan işte bu küçük detaylar.

Konuştuğun dil, düşünceni belirler!

-SPOİLER-Filmin bir diğer dikkat çeken yanı ise uzaylıların dili ve kullandıkları alfabe. Bu arada uzaylılara Heptapod ismi veriliyor. 7 Bacaklı anlamında… Biz zamanı tek boyutta işlediğimiz için bizim için başlayan ve devam eden bir zaman algısı var. Alfabemizde ve dilimizde böyle. Tıpkı bir ok gibi. Bir uçtan başlayıp, bir uçta biten. Arrival filminde uzaylıların dili ve alfabesi evrensel. Bu dilin cümleleri bizim ki gibi düz başlayıp biten şekilde değil bunun yerine dairesel yapıda. Çünkü içinden çıktığı uzaylı kültür zamanı bizim gibi bir ok olarak değil de, daire olarak görüyor. Onlar geçmişi, şimdiyi ve geleceği görebiliyorlar. Zamanda yolculuğa gerek yok çünkü uzaylılara göre gelecek çoktan yaşandı. Sadece insanlar bunu göremiyor dolaysıyla hatırlayamıyor.

Logogramlar tarihte birçok yerde kullanılmıştır Mısırlılar Piramitlerde şekillerle, Çinliler yazıtlarında hatta günümüzde biz emojilerle.Göz kırpan ifadesi Kullandıkları logogram tarihteki kullanımdan farklı, dairesel. Zamansız ve evrensel. Dillerinin ne başı ne de sonu belli değil. Heptapod’ların dairesel şekli, Ouroboros çizimini de andırıyor. Çeşitli kültürlerde farklı yorumlanan bu çizim, zamanın döngüsel olduğunu söyler. Buradan da bir esinlenme olması muhtemel.

İzlerken çoğu kişinin aklına gelmiş olabilir. Ne yalan söyleyim benim aklıma gelmedi değil…

Dil, En Güçlü Silahtır!

Normalde film izlerken gelen görüntüler, belli bir zamanda akar ve konular işlenir. Yönetmen geçmişi hatırlama gibi flashback sahneleri ile zamanda geriye sıçrama oluşturabilir. Peki Geliş filmindeki uzaylılar gibi bir zaman kavramında olsaydık. Yani gelecekten alıntılar alsaydık, geleceği hatırlayabilseydik?

-SPOİLER-Başta belirttiğim gibi kahramanımız bir dil bilimci. Uzaylıların getirdiği dili ilk anlayan ve aydınlananda kendisi. Artık o da uzaylılar gibi geçmişi, şimdiyi ve geleceği biliyor. Zamanda fiziksel olmasa da, algısal olarak seyahat edebilir. Filmdeki flashback sahnelerde kahramanımız geleceği hatırlıyor… Vay be Bu konuda ne tezler yazılır. Filmin belki tek eleştirilebilecek yeri olan karışık işleyiş, arada geçen flashbackler aslında. Flasbacklerde geçmişe gitmeye alışan zaman algısı gelecekten alıntıyı anlamakta zorlanabilir. Filmin sonunun aslında ilk 3. dk da bulunması ve döngü izlenimi verilmesi bunu vurguluyor. Uzaylıların zamanı ve logogramları gibi döngüsel.

Özetle

Interstellar gibi olmasa da tekrar tekrar izlenebilecek yapıda bir yapım olmuş Arrival – Geliş filmi. Filmi izledikten sonra giriş-gelişme-sonuca alışan beyin bir sonuç arayabilir. Sindirmek için biraz beklemelisiniz belkide. Film bir bütünlüğü, zamanın ve düşüncenin döngüselliğini konu aldığından biraz farklı gelebilir. İşleyiş monotonda olsa, hikayeyi farklı yönleriyle ele alma ve özgünlüğe önem verilmesi filmi izlenesi bir film yapmış. Son zamanlarda bilim-kurgunun artık bol aksiyonlu, vurmalı-kaçmalı, ışık oyunlarıylarıyla dolu bir dünyanın dışına çıkması beni daha çok heyecanlandıran olaylardan. Eğer bilim-kurguyu seviyorsanız dram tadındaki zaman algınızı sorgulatan bu filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Puanlamak ister misiniz?
Teşekkürler...

Aklınıza takılan sorularınızı yorumlarınızla iletebilirsiniz...